25 Kasım 2011 Cuma

5.gün, 25 kilomeeetredeeenn pırıl pırıldır MOSKOVA !..

Artık cumartesi ve saat sabaha karşı 2:30. Taksinin penceresinden bugün 4.kere geçtiğim yollardan Moskova manzarasına bakarken yorgunluktan gözlerim kapanıyor. Bir yandan yarın sizlere, yani günlüğüme neler yazacağımı düşünüyorum.

1917 ekim devriminde Kremlini ele geçiren komünist liderlerin, sarayda yaşamalarına rağmen yokluktan günlerce lahana çorbası içmeleri, Kızıl meydan'a inen alman tek kişilik uçağı, nükleer ve konvansiyonel silahları (ne kadar uzaklaştı hayatımızdan değil mi?), sergei bubkayı, artistik buz pateni şampiyonaları,  ingiliz çift ile moskovalı çiftin kapışmaları (jayne torvill - christopher dean'e karşı yarışan), olimpiyatlarda ruslarla amerikalıların kapışmaları, tabii ki nazımı, kızıl meydanda her ekimde geçit yaparlarken seyrettiğim kızıl ordu, tolstoyun savaş ve barış'ta her rusun moskovayı kendi annesi gibi görmesini yazması, Mayakovski, SBKP kongrelerinin bildirileri, filmlerdeki casus takasları, Bulgakof'un Usta ile Margaritası bir film şeridi gibi taksi camından hızla akıp geçen moskova manzarası ile aynı hızda  beynimden geçiyor.Bir zamanlar iki kutuplu dünyada bizim kutbumuzdu moskova.  Taksinin penceresinden yansıyan aksime ve manzaraya bakarken bunlar geçiyor aklımdan.  O kadar yorgunum ki , az önce geçtiğimiz Moskova ırmağının yerini aklımda tutmam gerektiğini o ırmağın devamında Kremlin sarayını göreceğimi aklımda tutmaya çalışıyorum.

En iyisi , sizleri fazla merakta bırakmadan günü anlatmaya başından başlayayım.

Hani Çeçenistan'a girerken doldurmadığımız bir evrak vardı ya. Çeçenler bulamadıklarından vermemişti. O evrak Dağıstan'dan çıkarken sorun olmadı. Yalnızca havaalanına girerken daha ilk giriş kapısında bizi polisler ayrı bir odaya aldılar. Anladık ki, salak otel muhasebecisi o formları bulamamış ve bizi polise bildirmiş. Neyse, düşündüğümüzden kısa bir sorgudan geçtikten sonra , son derece yardımcı oldular ve Mahaçkala havaalanından sabah 9:20 de kalkması gereken Moskova uçağı için girdik içeri. Apar topar Moskova'ya gitme kararı aldığımız için gece saat iki'ye kadar yedeklediğim sistemden Moskova müşterilerini çıkarıp hepsi için tek tek notlarımı almış, Merkeze de hangi müşteri için hangi ek bilgileri istediğimin maillerini atmıştım. Sabah'ta uçağa yetişmek için 06:30 da kaltık. O nedenle pencere kenarı almama ve havanın da açık olmasına rağmen manzarayı fazla seyredemeden uyumuşum. Yer yer uyandığımda meşhur rus steplerini gördüğümü sanıyorum. Ama karla kaplıydılar ve Maya'nın dediğine göre o stepleri baharda görmek lazımmış , çünkü çok güzel çiçekler açarmış. Ama tabii benim aklımda romanlarda ki kaçış manzaraları olduğundan bu da fena değildi. Dediğim gibi yolun büyük bir kısmını uyuyarak geçirdim. Uçağın inişine yakın yüksek kayın ağaçları dikkat çekici bir şekilde çoğalmaya ve uzaktan Moskova gözükmeye başladı.Uçağımız indi. Mehmet ve Maya'da gene bir tedirginlik var. Regrasyon kağıtlarını girişte doldurmadığımızdan bir aksilik çıkacağını, hele de Çeçenistan'dan giriiş yapmamızın bizi doğrudan şüpheli hale getireceğini , polislerle ne konuşacağımızın iyi hesabını yapmamızı vb. konuşuyorlar. Korktuklarımızın hiç biri olmadı. Çünkü doğrudan iç hatlardan giriş yaptık. Pasaportlarımıza bile bakmadılar yani. Taksiye bindik otele hemen girişimizi yapıp , bagajlarımızı yerleştirdikten sonra günü kaybetmeden çalışmak amacındayız. Yarı yolu biraz geçmiştik ki;  Maya yolda müşterisi ile konuşurken kadının yarın başka bir yere gideceği anlaşıldı. Saatlerimize baktığımızda iki'yi gösteriyordu ve kadının bulunduğu reyon tam otelin  tam aksi istikametindeydi. Çaresiz, taksiyi çevirip kadının adresine gitmekten başka yapacak bir şey yoktu. Ofisine vardığımızda saat dörrt'tü ve müşteri henüz gelmemişti. Bir kafe'de oturup günün ilk yemeğini yedikten sonra tekrar gittik. Görüşme sonlandığında saat akiam yedi buçuk olmuştu. Tekrar otele doğru yola çıktık. Moskova'nın trafiği nasıl korkunç anlatamam. Şöyle düşünün akşam trafiğinde Mecidiyeköy'den çıkıp 1.köprüden Altunizadeye gidiyorsunuz. Ama bu 55 km.Yani otele vardığımızda gece on olmuştu. Resepsiyon'da bilin bakalım  ne oldu? Görevli regrasyon kağıtlarımız olmadan bizi otele alamayacağını söyledi. Kendinizi bir an için bizim yerimize koyun sevgili dostlarım. Başka bir şey demeyeceğim. Mehmet, otelde yer ayırttığı turizm acentasına telefon etti hemen ne yapabileceğimizi sordu. Adam en yakın tren istasyonuna gitmemizi salık verip oradan yapabileceğimizi söyledi. Neyse ki havaalanına gitmeyeceğiz derken, ucuz olması için bu defa metroyu deneyelim dedik. Metro ile komsomolskaya bölgesindeki tren istasyonuna gittik. Bu arada Ercan bu yazılara başladığımda bana metro istasyonlarını gör demişti. Gerçekten haklıymış. Bir sanat eseri gibi. Mermerlerin renkleri, heykeller, ışıklandırmada kullanılan avizeler. Mükemmel. Komsomolskaya tren istasyonu o kadar büyük ki; içinde yaklaşık bir saat dolaşıp regrasyon yaptırabileceğimiz bir yer aradık. Ama yok! yok! yok! yok!  Çaresiz tekrar havaalanına gideceğiz. Kabus gibi bir şey. Yolda gene Mehmetle Maya bin bir türlü senaryo kuruyorlar. Çeçenistandan giriş yapmak en büyük problem. Geceyi karakolda geçireceğimizden tutun da, Türkiye'ye geri gönderilmek dahil her şey konuşuluyor.Maya'nın onbeşgünlük vizesini görmeyen satış müdürünün seyahati niye Çeçenistandan başlattığı, boşu boşuna uçak beklediğimiz  için 5 günü Türkiyede geçirdiğimiz, doğrudan Moskova'dan girsek hem 5 gün kazanıp hem de bu sorunlarla  boğuşmayacağımız. Akla gelen her şeye saydırılıyor. Tam bir organizasyon faciası. Boşuna harcanan paralar vb. her şey üzüntü kaynağı. Havaalanına geldiğimizde, ekibe , polislerle suçlu psikolojisine girmeden konuşmalarını, bunun büyük bir sorun olmadığını, çizdikleri senaryoların olabileceğini ama en kötü ihtimal olduğunu, bizim bir eksikliği gidermek için kendilerine müracaat eden düzgün insanlar olduğumuzu ,bu sorunun bizim hatamızdan değil Çeçen gümrüğünün ihmalkarlığından kaynaklandığını,  rüşvetle çözmeye çalışmamalarını, sakin olmalarını öğütlüyorum. Hey Allahım, sanki, Moskova'ya ilk gelen ben değilim onlar diye de söyleniyorum içimden. Yaklaşık bir saat görevliyi bekledikten sonra, sahiden de korktuğumuz gibi olmadan görevlinin damgalarını baştan basarak doldurma işini de bize bırakarak uzaklaşıp gittiğini görmenin şaşkınlığı ve sevinci içerisinde havaalanından çıkıyoruz. Gece saat 01:00 oldu artık. Bugün yaklaşık beşinci kez geçtiğim yoldan giderken bu defa başka ir felaket, taksi şöförü otelin yerini bilmiyor. GPS cihazına otelin adını yazdığında çıkmıyor. Oysa ki; bayağı büyük bir otel. Kapısının önünde onlarca tur otobüsü vardı. Ben Partizanskaya metro istasyonundan bindiğimizi hatırlayarak Partizanskaya diyorum. Mehmet onaylıyor ve tekrar doğru yola giriyoruz. Yaklaşık bir yarım saat de böyle kaybetikten sonra gece üçe doğru otele girişi yapıyoruz. Maya yorgunluktan yürüyemiyor artık. Odalara girmeden önce ekibe yarın onikiye kadar istirahat edebileceğimizi söylüyorum. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder