22 Kasım 2011 Salı

çeçenistan 1.gün

Dün nerede kalmıştık? Sabahın beşinde otele geldik. Resepsiyon dediğiniz yer otelin üçüncü katında bir oda ve pijamalarıyla karşımızda bir kadın var. Mehmet gündüz yer ayırttığımızı vb. bir şeyler anlatıyor, kadın uykulu gözlerle ona bakıyor. Neden sonra, bir kareli deftere kurşun kalemle yalnızca Mehmetin bilgilerini yazıyor ve iki adet oda anahtarı uzatıyor. Odaların biri Maya'nın diğeri Mehmetle benim. Odaya giriyoruz. Hemen dikkatimi odanın ortasında bir duşa kabin çekiyor. Nasıl yani? diyorum. Yani bizim İstanbul'daki otelde de odada bir küvet var ama , onun estetiği odaya ayrı bir şey katıyor. Bu resmen bir duşa kabin. O kadar yorgunum ki ,ayağımdaki botlardan bir an önce kurtulup üstümü çıkarıp, duş almadan yatıp uyuyorum.

Sabah uyandığımda ilk iş, odadaki duşa kabini hatırlamak oluyor. Bakıyorum evet orada. Allahtan Mehmet uyuyor henüz , başka çaresi yok, soyunup , daracık kabinin içine girip duş almaya başlıyorum. Ama kabin ayaklarla yerden yükseltilmiş; o nedenle oynayıp duruyor. Dengede durmaya ve kabinle birlikte devrilmemeye çalışarak başarılı bir duş yapıyorum. Giyindikten sonra daha uyuyan Mehmete ben aşağıya kahvaltıya iniyorum diyorum ve 1.katta gece çıkarken gördüğümüz restorant'a giriyorum. İçeride kimse yok ama yaklaşık on çalışan var. Masalardan birine oturup garsona çay diyorum. Anlıyor neyse ki, birazdan demlikle bir çay ve bardak getiriyor. Bunu bulduğuma şükrederek, peynir , yumurta diyorum, kahvaltı diyorum anlamıyor, bir de ingilizce söylüyorum hiç anlamıyor. Neyse hiç olmazsa çay var. Bilgisayarımı açıyorum, gelirken sistemi yedeklemiştik. Grozni müşterilerini süzüyorum. Tek tek incelemeye başlıyorum. Birazdan Mehmet'le Maya'da geliyor. Garsonla konuşuyorlar, bana az önce kahvaltı yok diyen garson masaya peynir, zeytin , yağda yumurta , bal ve cevizli bal getiriyor. Mehmet hemen "ağbi bunların balları çok güzel olur , yemeye doyamazsın " diyor. Gerçekten de yediğim en iyi ballardan bu.

Bizim işimiz, dünyanın ve Türkiye'nin neresinde olursa olsun, yolculuklarda bizleri doğrudan hedef haline getiriyor, hele bu ülkelerde daha da risk altındayız.O nedenle basit güvenlik önlemlerini tekrar ediyoruz. Kimseye kuyumcu olduğumuzu söylemek yok. Başkalarının yanında konuşurken dikkatli olmamız lazım.Müşteriler dışında soran olursa dostlarımızı ziyarete geldiğimizi söyleyeceğiz,lüks araba kiralamak , kullanmak yok, standartlar neyse o. Gece dışarıya çıkmak, içki içmek yok. Mehmet ayrıca buraya üçüncü kez gelmenin deneyimiyle ilave şeyler ekliyor. "Ağbi , burada birisi dur derse duracaksın, Sakin davranmalısın, bunlar hala savaşa devam ediyorlar, burada dokuz yaşındaki çocuğun bile belinde silah var, yanlış anlama dikkatini çeken bir kadına sakın bir saniyeden fazla bakma, tanıştığın zaman alışkanlıkla ellerini sıkma " diyor.
Restoranda müşterileri tekrar bu sefer birlikte gözden geçiriyoruz. Telefonla Grozni'de olduğumuzu yanlarına uğrayacağımızı söylüyoruz. Randevular alınıyor. Bu arada kahvaltı bitiyor. Tanıdıkların aracılığı ile bir taksici ayarlıyoruz. Adamın Fiat Serçe görünümlü bir Lada'sı var.Dışarıya çıktığımız anda okur yazar özelliğimi kaybediyorum. Çünkü her şey kiril alfabesiyle ve hiç bir şey anlamıyorum. İlk durağımız sanki büyük prefabrik binalardan yapılma koca bir semt. Burası büyük bir pazar. Herkes kendi iş koluna göre ayrışmış. Biz, kuyumcuların olduğu yaklaşık 2.000 m2'lik bir prefabrik binaya giriyoruz.  Mehmet hemen makinalı tüfekli, bellerinde tabancalar olan sivil adamları gösteriyor. Gerçekten korkutucu. Korumalarmış. Ayrıca onlar kadar aleni  değil ama bellerinde silah olduğu ceketlerinin altındaki kabarıklıktan her şekilde belli bir sürü kişi gösteriyor. "Demedim mi sana " diyor.  Burada ulaşamadığımız ama bize borcu olan bir müşterimizi arıyoruz. Mehmetle ben bir yönden Maya ayrı bir yönden yürüyerek kadını bulmaya çalışıyoruz. Maya daha önce söylemiştim, Türkmen. Türkmenistanda sivil polismiş, Yüzbaşı rütbesinde iken emekli olmuş. İlerlemiş yaşına rağmen atletik vücutlu, hala eski komünist zamanları özleyen bir kadın. Komünist Parti üyesi değilmiş ama o günleri özlemle anıyor. Türkmenistanda eski eşinden ayrıldıktan sonra, anne ve babasını da kaybedince bir bağı kalmamış, Kapalıçarşı'da derici bir adamla tanışmış ve oğlunuda alıp Türkiye'ye yerleşmiş. Kadını göremeyince bu sefer sormaya başlıyoruz. Çok geçmeden ablasını buluyoruz. Güleç yüzlü, şişman  bir kadın , Mehmeti tanıyor, oğlu gibi sarılıp hal hatır soruyor, kardeşinin çok zengin olduğunu , borcunu ödememezlik etmeyeceğini söylüyor. Kendisinden telefonlarını alıyoruz. Telefonla ulaştığımızda kadın borcunu hatırlıyor, sabah otelimize geleceğini söylüyor. Daha sonra , izini kaybettiğimiz bir iki müşterimizi daha buluyoruz. Sorunlar hallediliyor.Ama bu arada sistemi yedeklediğim bilgisayarı bir iki defa çıkarmam gerekiyor. Mehmet ve Maya bu yüzden tedirgin, dikkat çektiğimizi , hedef haline geldiğimizi söylüyorlar. Neyse başımız belaya girmeden diğer müşteriler için başka bir semte gidiyoruz. Bu arada akşam namazını kılmış olarak yakındaki bir camiden çıkanlar dikkatimi çekiyor. Yaklaşık yarısı kadın. Erkeklerle birlikte camiden çıkıyorlar. Türbanları var ama, saçları ve kulakları gözüküyor. Etekler ise, çoğunda dizde, altlarında siyah naylon çorapları var. Bu alıştığımız bir manzara değil. Bu arada pazardan ulaşamadığımız bir diğer müşterimizin İnguşetya'da Nazran'da olduğu ortaya çıkıyor. Ertesi gün çaresiz İnguşetya'ya gidilecek. İnguşetya'nın benim için ayrı bir önemi var. Çünkü, üniversite zamanlarında Can'la ve bir kaç yakın arkadaşımla daha Gizli Hedef diye bir oyun oynardık . İnguşetya'yı ele geçiren oyuna fazladan bir tümen sokardı. Orayı elde tutmak Asya kıtasına hakimiyetin en sağlam yollarından biriydi. Neyse, diğer semtlerdeki müşterilerimizi ziyaret edip, tek alışverişmerkezinden bir internet erişimi ile Maya ve bana birer telefon hattı aldıktan sonra tekrar otelimize geçiyoruz.

Sevgili dostlarım Çeçenistan ve Grozni izlenimlerimi yarın yazacağım. Bugün, benim gibi bir insan için çok yorucu geçti,çünkü üç ülke değiştirdim. İnguşetya, Çeçenistan ve şimdi de Dağıstan. İzninizle yatıp uyuyacağım. :)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder