27 Kasım 2011 Pazar

7.gün, Moskova'da geziye devam / 1.bölüm

Kremlin saat 10:00'da açılıyor. Herhalde kapısında çok kuyruk olur diyerek, sabah erkenden kalktım.Saat henüz sekiz idi. Eğer, Moskova'da da turistler Ayasofya gibi, sabahın yedisinde kuyruğa giriyorlar ise, geç bile sayılırdı. Hemen acele bir kahvaltıdan sonra artık iyice alıştığım Metro'ya doğru yola çıktım ve bu sefer kimseye sormadan dünkü durağımda indim. Moskova'da hava çok geç aydınlanıyor. Saat sabah dokuz olmasına rağmen hava İstanbul'da ki 04:30-05:00 gibi karanlıktı.Etrafta da doğrusu bir turist kalabalığı yoktu. Tek tük bir iki insan o kadar, ben de tekrar Kızıl Meydan'a girerek, dün eksik bıraktığım GUM'un arkasında ki Kitay Gorod bölgesini gezmeye başladım, çok fazla uzaklaşmak istemediğim ve canım bir kahve çektiğinden 4-5 sokak gezdikten sonra tekrar GUM'a doğru yöneldim ve karşısında ki güzel bir kafe'de bir kahve içtim. Bir yandan da Moskova rehberimi açıp, Kremlinde göreceğim güzelliklere hazırlanmaya başladım. bu arada hani size dün Kremlinin girişindeki Kutsal Üçleme Kulesine giderken yürüdüğümü söylediğim park var ya ; o parkın adı Alexander Parkıymış ve dün dikkatimi çekmeyen çok önemli bir şey, Meçhul Asker Anıtı oradaymış. Allahım ne dikkatsizim. Neşe'nin dediği kadar var. Hani 1941-1945 yılları arası II.Dünya savaşında ölen askerler anısına yaptırılan ve hiç sönmeyen bir meşalenin yandığı, başında iki askerin daima nöbet tuttuğu, üzerinde "Adın bilinmez, yaptıkların ölümsüz" yazan. Kendimi affetmeyeceğim, kimbilir böyle yürürken bu dikkatsizliğimden ötürü başka neleri kaçırıyorum diye kendime kızarak hızla hesabı istiyorum. Hayret bir şey, bu süper kafe'de kahve bizim otelin yarı fiyatına, 80 ruble. Ayrıca, Camel gibi bir sigara olan Zolotaya adlı Rus sigarası da otelin dışındaki normal büfelerde 55 ruble değil, 27 ruble. Bir daha otelde ne kahve içerim , ne de bir şey satın alırım. Saat dokuz buçuk, hızlı davranmam lazım. Bu yarım güne çok şey sığmak zorunda. Tekrar tarih müzesini geçip , bu sefer artık adını bilmenin verdiği ayrı bir hazla, Alexander parkına giriyorum. Çok geçmeden, solumda Meşhul Asker Anıtı beliriyor. Dün nasıl farketmemişim tekrar hayret ediyorum. Bu arada hava, saat 10'a gelmesine rağmen İstanbul'da ki saat altı aydınlığına yeni ulaşıyor. Japon turistlerle birlikte fotoğraf çekiyoruz. Japonları görmenin paniği ile adımlarımı hızlandırıp Kutsal Üçleme Kulesine ulaşıyorum . Bilet satan görevliye 700 rublemi uzatıp, full bilet almak istediğimi söylüyorum. Kremlin mi? diye soruyor. Evet deyince. 350 ruble alıyor. Geri çevirip tekrar full bilet istediğimi söylüyorum. Tekrar Kremlin mi? diye soruyor ve ısrarla biletimi değiştirmiyor. "Ülen senin dürüstlüğünü yiyim , içeride katedrallere bi giremezsem senin yüzünde, işte o zaman yandın" diye Türkçe söylenerek çaresiz girişe yöneliyorum. Kapıda allahtan fazla bir kuyruk yok. Amerikalı bir rehber bizim efendiliğimizi çiğneyip kendi grubunu öne geçiriyor ki; askerler hemen uyarıp geriye gitmelerini söylüyor. Bozulan rehber grubunu geri çekip, bizim yanımıza getiriyor. Kapıda biraz geride efendice bekleyen ,ben ,Ruslar ve bir kaç japon, bu uyanıklara sıramızı kaptırmamak için ileri doğru yöneliyoruz.  İkinci bir sorun: içeri çantayla girmek yasak. Asker, çantamı aşağıda emanete bırakabileceğimi söylüyor. Kapının açılmasına iki dakika var. Hızla aşağı  inip 45 rubleye çantamı emanete bırakıyorum.Tekrar koşar adım yukarı. Güvenlik kontrolünde, cebimdeki fotoğraf makinasını kenara bıraktığımı gören aynı asker, onu da sokamayacağımı söylüyor. Yüzümde nasıl bir hayal kırıklığı gördüyse, sonra geçebileceğimi ama fotoğraf çekmememi ifade ediyor. Ruslar gerçekten iyi adamlar. Nihayet giriş yaptığım  Kutafya Kulesinden Kutsal Üçleme Kulesine doğru Neglinnaya ırmağı (unutmayın artık bu ırmak yok, yerine Alexander park var.Sonra yalancı demeyin) köprüden yürüyorum.. Kitapta ne diyordu? Napolyon'da Kremlin'e buradan girmiş. O zamanları hayal ederek, yürürken içimdeki japon harekete geçip, fotoğraf çekmemi söylüyor. Kafamı arkaya çevirip ciddi bir tehlike olmadığını gördükten sonra, az önceki askerden içimden özür dileyip bir kaç poz fotoğrafı çok da belli etmeden çekiyorum. Ne de olsa , sizlere karşı sorumluluklarım var. Bu açıyı ve manzarayı sizler de görmelisiniz. Kutsal üçleme kulesi 80.mt.yüksekliğinde 1495'te yapılmış ve mahzenleri cephanelik olarak tasarlanmış. 16.ve 17.yüzyıllarda ise zindan olarak kullanılmış. Kapının girişinde sağ tarafta, beyaz mermer ve camdan yapılmış Kongre Sarayı var. 6.000 kişilik oditoryumu olduğunu yazıyor kitap. Bir zamanlar komünist parti toplantılarının merkezi olarak kullanılmış. Hani size geçen gün bahsetmiştim ya, (bunu en iyi Can bilir) düzenli olarak SBKP kongre tutanaklarını okurduk diye, işte o tutanaklar buradan çıkıyormuş. Vay be, diyorum. Diğer turistler gibi acele etmemeye zorluyorum kendimi. Binanın dış yüzünü biraz yavaş adımlarla bir kere daha başa alıp yürüyorum. Tekrar başlangıç noktamdayım. Şimdi sola bakalım. Sol tarafa yaklaşamıyorsunuz askerler hemen uyarıyor. Peki biz de bakarız o zaman. Dürbünümü çantada bıraktığıma hayıflanıyorum. Salak kafam. Oysa ta Türkiye'den böyle şeyler için getirmiştim. Neyse, Kalenin kuzeyindeki bina onarımda. Ama onun Tophane olduğunu biliyoruz. Nereden mi? Tıpkı bizim Kuleli gibi , onun da dış yüzeyine, bir zamanlar olduğu gibi; sarı duvarları, yeşil çatıları ve beyaz süsleri ile resmeden bir perde germişler.Tophane'nin yanında bir zamanlar Yüksek Sovyet Prezidyumuna ev sahipliği yapan (kaç kişi olurlardı dörttü galiba değil mi?) Kongre Senato var. Kubbeli bir çatısı var. Gene anılar... Şimdi Rus hükümeti burada görev yapıyormuş. Ben manzaranın tadını yeterince çıkardığıma kanaat getirdikten sonra devam ediyorum. Hakikaten, geçen gün de dediğim gibi, bu pastayı , aç karnıma cumburlop indirmek niyetinde değilim. Tadını çıkararak ve hayal ederek gezeceğim. O nedenle kusura bakmayın havaya girmem için fazla fotoğraf çekmek istemiyorum. Üstelik de yasak biliyorsunuz. Mazeretim var yani. Sağdan ilerlemeye devam. Senato binasının karşısında Rus metal dökmeciliğini en büyük şaheseri sayılan ve bugüne kadar üretilmiş en büyük toplardan biri olduğunu kitapta yazan Çar Topuna doğru merakla ilerliyorum. 1586'da yapılmış. Üzeirndeki süslemeler bir harika, topun üstünde Çar I.Fiyodor'un (Korkunç İvan'ın oğlu) portresi var.  Top'a geldiğimizde Katedral Meydanının da girişine geliyorum. Size çok kitabi bilgi vermek istemiyorum. Bu bilgilere ve alasına her zaman ulaşabilirsiniz. O nedenle kısa keseyim, Sağda, beş adet gümüş kubbesiyle dikkat çeken on iki havari katedrali var.Bunun arkasında Patrik sarayı var. Meydanın ortasında Meryem Ana'nın Göğe Çıkış Katedrali var. Burada Çarların taç giyme törenleri yapılıyor. Arkasında 11 altın kubbeli kümesiyle Terem Sarayı var. Meydanda yüzünüzü Meryemin Göğe Çıkış Katedraline çevirip sağa baktığınızda Emanet Cüppe Kilisesini görüyorsunuz. Şimdi arkanızda ise, Baş Melek Katedrali var. Burada Rus Çarları defnediliyor. İçeride 46 adet Çarın lahiti var.Onun biraz önünde ise, Büyük İvan Çan Kulesi var. Ayrıca bir de meydanda Meryeme Müjde katedrali var. Burada da Çarlar vazftiz ediliyor ve evleniyorlar. Bunun da dokuz adet altın soğan kubbesi var. Ben Meryeme Müjde Katedralinin , Meryemin Göğe Çıkış Katedralinin içini gezdim. İçlerinde gerçekten çok güzel ikonastasis var. Bizim Kariye Müzesi (ne müzesi ?kilisesi bal gibi de işte!) yarışır yani. Bunları ünlü ressam Andrey Rubylov ile hocası Yunanlı Theophanes yapmış. Katedral meydanından çıkıp ilerlemeye devam ediyorum. Ama kitapta burada -Büyük İvan Çan Kulesinin önünde bir çan olduğu yazıyor. Onu görmedim. Hakikaten dikkatsizim ben. Evet, çan kulesinin önüne gelince o 200 tonluk çanı da görüyorum. Bu çan bir kez bile çalınamadan çatlamış biliyor musunuz ? Ne yazık? Adı da Çar çanı. Kremlinde çıkan bir yangında askerler iyiniyetle su sıkınca üzerine çatlamış ve bir parçası önüne düşmüş. Onun da fotoğrafını çektim. İstanbula dönünce yayınlayacağım. Bu kıyağımı da unutmayın derim.

Arkadaşlar benim gene uykum geldi saat 01.30'a geliyor. Yarın zorlu bir gün beni bekliyor yarın. İzninizle yatacağım. Bu gezinin ikinci kısmını yarın yazıcam. Nasıl olsa yarın işten başka bir şey yok. Muhtemelen yazacak bir şey de olmayacak. Ama bugün çok dolu geçti. Yaz yaz bitmez sabaha kadar sürer. O nedenle kalan kısımları yarın akşam yazacağım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder