Sabah ekiple 12:00 de buluşmak üzere, geceyi bitirmiştik. Sabah uyandığımda saat 10:00'a geliyordu. Duş vb.nin ardından , baktım Mehmet daha uyuyor, onu beklemeden aşağı kahvaltıya indim. Kahvaltıdan sonra otelin kafelerinden birinde bilgisayarımı açıp, haftanın ayrıntılı bir raporunu merkeze gönderdikten sonra, İstanbul'dan aldığım Moskova gezi kitabını okumaya başladım. Neredeyse kitabı bitiriyordum ki; Mehmet ve Maya'dan baktım hala haber yok, onları aradım , artık toparlanmalarını kahvaltıya gelmelerini söyledim. Mehmet ve Maya'nın toparlanması, kahvaltı etmeleri öğleden sonra saat biri buldu. Bu sefer üçümüz birlikte müşterilerimizi arayıp randevularımızı aldık. Çarşamba'ya kadar süren bir randevular dizisi. Ama, tatil gününe gelmesi nedeniyle Cumartesi ve Pazar'a bir randevu alabildik. Randevumuz için kalktığımızda saat iki'ye geliyordu. Mehmet gene taksiyle gidelim diye öneride bulunmuştu ki; ben, hem dün gördüğüm trafiğin etkisiyle, hem de taksinin pahalı olmasını öne sürerek metro diye tutturdum. Bir yandan da amacım, az önce okuduğum Moskova gezi rehberinde Kievski istasyonunun en görülmeye değer istasyonlardan biri olduğunu yazması nedeniyle orayı görmekti. Zaten randevumuzda Kievski istasyonunun hemen yanında idi. Müşteriyi ziyaret saat dörde doğru bitti. Mehmet ve Maya otele dönüp dinlenmek istediklerini söylediler. Benim ise, canıma minnet. Kievski tren istasyonundaki bir büfeden metro haritası aldım. Ama harita tamamen kiril alfabesi, ingilizce yazılışları yok. Öyle bir harita da yok. Mehmet inanmaz bir şekilde "ağbi emin misin, kaybolursun bak " dedi.
Sevgili dostlarım , kaybolmayı çok istediğimi söylesem Mehmetin bana deli gözüyle bakabileceğini bildiğimden , "merak etme , bir şey olmaz" diyerek arkadaşlarımla vedalaştım veeeee dünden beri taksi camından baktığım şehre paraşütle atlar gibi kendimi bıraktım. İnanın bana Moskovalıların çoğu kucaklarını açtılar ve beni çakılmaktan kurtardılar diyebilirim. Çünkü, Mehmet ve Maya'nın metro haritası üzerinde hangi hatları takip edip , nerelerde aktarma yapacağımı işaretlemelerine rağmen , anlaşıldı ki, onların çizdiği hat onarım nedeniyle kapalı imiş. Daha ilk trende sorduğum bir adam baktı ki benimle ingilizce anlaşamıyor telefonla karısını aradı kadın telefonda bana anlatmaya başladı. Ama bu sefer ben anlamıyorum. Neyse, sonunda işaretlerle bir durağa geldiğimizde inmemi söyledi adam. İner inmez yanıma bir kadın yanaştı ingilizce olarak yardım etmek istediğini söyledi. Nereye gitmek istediğimi sordu. Ben arkadaşlarımın çizdiği yolu anlatarak Kremlin sarayına gideceğimi söyledim. O onların çizdikleri hattın bozuk olduğunu söyleyip bana yeni bir hat çizdi. Numaralandırarak hatları ve durakların adını o söyledi ben yazdım. Adı Yekaterina imiş, Kısaca Kate olarak söyleniyormuş. Beni bineceğim yeşil hatta kadar götürüp bıraktı , kendisine çok teşekkür edip, vedalaştıktan sonra Yeşil hatta ilerlerken, bu defa anons edilen durakların bazılarını kaçırdığımı farkederek yaşlı bir karı kocaya yanaştım ve ineceğim durağı teyit etmek amacıyla onlara sordum. Yarı ingilizce yarı tarzanca anlaşırken, kadın "sen Türk'sün?" dedi. Hayretle "evet, siz nereden Türkçe biliyorsunuz" diye sordum. Onlar da Türkçeyi çok az bildiklerini, Silivri'de yazlıkları olduğunu, yazları İstanbula geldiklerini söylediler. Adamın adı Valeri imiş, bana kendini Veli bey diye tanıttı gülerek. Kadının ki ise; Galina. Galina ve Valeri beni tam gideceğim yer olan, Ploşit Revalutsiye istasyonuna kadar getirip, üstelik bir de benimle birlikte çıkıp, Bolşoy binasını, KGB binasını, KGB'nin otelini, Küçük tiyatroyu, Duma'yı gösterdiler tam hangi istasyondan binersem doğrudan otelime gidebileceğimi de gösterdikten sonra tam Kızıl Meydan girişinde bırakıp kolaylıklar diledikten sonra ayrıldılar. O kadar güler yüzlü , iyi niyetli insanlardı ki; birlikte bir kahve içme teklifimi de nazikçe reddediler.
Arkadaşlar, nihayet, meşhur 1 mayısların yapıldığı, Sovyet ordusunun bütün dünyaya gücünü gösterdiği, tarihte bir çok dönüşüme şahit olmuş, Kızıl meydandayım.
Kızıl Meydan'a Moskova tarih müzesinin oradan girdim.Girer girmez soldaki kilisede yapılan pazar ayininden yükselen ilahiler (İstanbulda olduğu gibi sanırım cumartesi akşamı yapılıyor) beni doğrudan kendine çekti. Koro sanki Jan Garbarek'in officium albümünden çıkmış gibiydi. O kadar etkileyici söylüyorlardı ki, ayini terkedemedim. Kalabalığın da arkadan ittirmesi ile bir anda kendimi dış narteksden geçip içeride buldum. Artık çıkmak olanaksız gibi bir şeydi. Turist olarak girdiğim ayinde inançlı bir hıristiyan gibi , ben de katılımcı olmuştum. Ben de bu etkileyici anın tadını çıkararak , kendim için, ailem için, sevgilim, kızikom ve siz dostlarım için dua edip Hz.İsa'ya bir müslümanda olsam kendisini peygamber olarak tanımam nedeniyle benim de günahlarımı bağışlaması , iyi bir insan olmam için yardımcı olması, bilgelik ve bilgiyle donatması ve sağlıklı bir yaşam sürdürmem için dua ettim. Kendimi ilahilerin etkisine ve ruhani havaya o kadar kaptırmışım ki; gözlerimde ki yaşları farkedince , abartma Atıl deyip, arkamdaki insanlardan izin isteyip nartekse tekrar geri çıktım. Kendim, kızikom ve sevgilim için bir mum, ailem için bir mum ve siz dostlarım için de bir mum yakıp
(bana 20 ruble borcunuz var, günahkar bedenlerinizin arınması için bakın ne paralar harcıyorum) kiliseyi terkettim. Arkamda bıraktığım kiliseden çan sesleri de yükselmeye başlamıştı ki, bu ağır havadan kurtulmak için hemen yanındaki ünlü devlet satış mağazası olan GUM'a girdim. GUM'un dışı o kadar güzel aydınlatılmış ki (keşke fotoğrafları da yayınlayabilseydim ama fotoğraf makinesinin SD kartını benim bilgisayar tanımadı) , bol bol fotoğraflarını çektim. İçine girdiğimde ise, adının devlet satış mağazası olduğuna aldırmayın o eskidenmiş demem lazım burada, dünyanın hemen hemen bütün markalarının çok şık dükkanları olduğunu görünce, sevgilim burayı görseydi, mutlaka bir silk&cashmire mağazası açmak isterdi demeden geçemedim. Bir kahve molası beni, inançlı ,sofu insan havasından çıkardı ve kendimi bir eski komünist olarak Kızıl Meydanı gezmeye hazır hissettim. Bu sefer, zaten Meydana girer girmez karşıdan hemen gözüken ama güzel bir tatlıyı sona saklar gibi bir duyguyla hemen saldırmamak için kendimi zor tuttuğum Aziz Vasili katedraline doğru yürümeye başladım. Aziz Vasili katedralini Moskovanın bütün fotoğraflarında bulabilirsiniz. Asıl adı Meryem Ananın Şefaat Katedrali olan , çok renkli soğan kuleleri ile dikkat çeken bu harika yapı, , 1555-1561 yılları arasında Korkunç İvan tarafından , 1552 de Tatarlara karşı kazandığı zaferin anısına yapılmış. İvan'ın başka bir yerde daha güzel bir kilise yapmasın diye mimarının gözlerini çıkarttığı söyleniyor. İç mekan geziye kapalıydı ama zaten dışı kadar güzel değilmiş. Aziz Vasili'nin önünde bronz bir heykel var. Bu heykeller Minin ve Pojarski'nin heykelleri. Gerçekten etkileyiciler. Biz ülkemizde ne kadar az heykel görüyoruz sevgili dostlarım. İnsan yurt dışına çıkınca bu bakımdan gözleri bayram ediyor. Bazılarınız kızacak ama, hep Atatürk heykeli. Bu Minin ve Pojarski'nin heykelinin dikilmesinin sebebi, Karışıklık döneminde kenti Polonya işgalinden kurtaran iki kahraman olmalarından ileri geliyor. Hemen solunda Lobnoye Mesto denilen yükseltilmiş yuvarlak bir platform var, buradan İmparatorluk hükümleri duyuruluyormuş. Aziz Vasili katedralinin hemen sağında Kremlinin giriş kapılarından biri olan Mesih kapısı var. Üzerindeki 67 metrelik saat kulesi çeyrek saatleri de haber veriyor. Gerçekten çok zarif. Kremlinin dış duvarlarını seyrederek tekrar Kırmızı binasıyla dikkat çeken Tarih Müzesine doğru yürümeye başladım. Bu arada, Moskovalılar gerçekten inanılmaz yardımsever inssanlar yalnız gezmem nedeniyle fotoğrafımı çekmesini rica ettiğim bütün insanlar bazen doğru açıyı yakalamak için kimi zaman çömelerek , kimi zaman çektikleri fotoğrafları beğenmedikleri için tekrar çekerek çok yardımcı oldular. Bir askerden birlikte bir fotoğraf çektirmeyi rica ettim. Hemen kabul etti. Hatta son derece güleryüzlü olmasına rağmen ulusal gururlarını temsil eden bir poz bile verdi. Vakit ileriliyordu bu nedenle GUM'un arkasında ki dar ve eski yapılardan oluşan Kitay Gorod bölgesini gezmeyi ertesi güne bırakarak Tarih müzesi de , zaman kalırsa gezilecek yerler arasında yer aldıktan sonra Manejnaya meydanına çıktım. Şimdi solumda karşımda kocaman gri duvarlarla çevrili Ulusal Otel ve Moskova Oteli var. Sağımda karşımdaki blokların arkasında ise az önce İstanbul'da mutlaka görüşmek için telefonlarımızı mail adreslerimizi alıp verdiğimiz yeni dostlarım Galina ve Veli bey (Vasili) in gösterdiği Tiyatro Meydanı var. Önce Bolşoyu bir daha görmek istiyorum çünkü az önce çok hızlı geçtik. Yaklaşarak ayrıntıları görmek istiyorum. Düğün pastası şeklinde pembe beyaz renkli bir dış cephesi var. Bu binaları akşam görmek çok güzel oluyor. Çok güzel ışıklandırılıyorlar. Apollonun şaha kalkmış dört at tarafından sürülen arabasının bronz heykeli yapının ön cephesinde. Çok güzel bir heykel gene. Klasik sütunlu portikodan bir odiyoryuma ulaşılıyor.Burası kırmızı ve altın rengi boyalarıyla son derece gösterişli. Çaykovski'nin Kuğu Gölü balesinin galası 1877 yılında burada yapılmış. Sevgili dostlarım sizi bilmem ama ben çok heyecanlandım. İnanın benim için böyle yerleri gezmek Aya Sofya'yı, Sultanahmet'i, Aya İrini'yi ,Süleymaniye'yi, Efes Meryem Anayı gezmek gibi kutsal bir şey. Eğer zaman bulabilirsem paraya kıyıp burada bir konser izlemek istiyorum. Gözyaşları içerisinde izleyeceğimden hiç kuşkunuz olmasın. Bunu da yarın'ın programına kaydettim. Bakalım yapabilecek miyim? Ya da artık nasıl olsa öğrendim buraları, sevgilimle bir hafta sonu gelsem hiç fena olmaz. Evet, meydanı gezmeye devam ediyorum. gene az önce dostlarım Galina ve Vasilinin öğrettiği Metropol oteli aslında çok önemli bir otel, biraz yakınına gideyim. Art Nouveau bir dış cephesi var. Burası eskiden KGB'nin kullandığı bir otel. Karşısında Karl Marks'ın "dünyanın bütün işçileri birleşin" yazılı olduğunu gene yardımsever Moskovalılardan öğrendiğim bir heykel var. Bu heykelin sağında gene az önce dostlarımın hızla gösterdiği KGB'nin sarı binasının yanına gidiyorum. Biraz yanında durarak, bir sigara yakıyorum. Tanrım bu binada kaç bin kişi kayboldu, sibirya'ya çalışma kamplarına gönderildi, Kaç kişinin hayatı kaydı, dünyanın her bir yerinde ne suikastler planlandı, soğuk savaşın karanlık yüzünün gizlendiği bu binanın yanından hemen geçmek olmaz.
Sigaramı bitirene kadar kafamda bunları kuruyorum. Şimdi tekrar Tarih Müzesine doğru yürümeye başladım. Tarih müzesinden geçip Kremlin sarayının surlarını takip ederek, yanındaki güzel parktan (bir zamanlar Neglinnaya Irmağı geçiyormuş buradan ırmağın suları şu anda bir yeraltı tünelinden akıyormuş) yağan kara aldırmadan yürümeye başladım. Çok geçmeden Kutsal Üçleme kulesine ulaştım. Napoleon'un ordusu Eylül 1812 yılında buradan girmiş. Ertesi gün yapmayı planladığım Kremlin gezisi için giriş ücretlerini öğreniyorum. Giriş 700 ruble ve saat 10:00 da açılıyor. Tekrar geri dönerek Ploşit Revalutsiye tren istasyonundan trenime biniyorum. Vasili ve Galina'nın dedikleri gibi, hiç bir aktarma yapmadan otelimin bulunduğu Partizanskaya tren istasyonunda iniyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder